BİR “KENDİM” BİLE YOK!


Bu makale 2020-03-23 13:55:25 eklenmiş ve 170 kez görüntülenmiştir.
PENCERE; HASAN HÜSEYİN BAHADIR

Çocukken TRT’te bir film (belki de diziydi, iyice hatırlayamıyorum) izlemiştim. 1900’lerin başında geçiyordu hadise, Osmanlı İmparatorluğu’nda.  O sıralar dünyanın çok yakınından geçecek Halley kuyruklu yıldızının, dünyaya çarpacağı bekleniyordu. Böyle bir çarpışma dünyanın sonunu getiriyordu tabi. Filmdeki insanlar bir konağın içinde kaygı içinde bekleşip duruyorlardı. Kaygı garip bir duygu, bazen insanın bütün enerjisini alıp götürüyor ve onu hiçbir şey yapamaz duruma getiriyor. İşte son günlerdeki halimiz buna benziyor biraz. Hastalık, ortaya çıkması, yayılması, korunmak için önlemler bolca konuşuluyor ama esas itibariyle yoğun bir kaygı dumanının altında kalıyor bunlar.

            Fakat bizim yazımızın konusu hastalığın kendisi değil onun bize gösterdiği bir şey. Evimizde zaman geçirmek hastalığa karşı bir tedbir. Öncesinde hayatımızın kimi rutinleri vardı, işe giden anne babalar, okula giden çocuklar... Herkes akşam dönebiliyordu eve, tabi kuvvetle muhtemel hem çocuklar hem de anne babalar özlüyordu tatili. Şöyle sabah kalkma derdinin olmadığı, gönlümüzce evde geçirebileceğimiz birkaç gün... Orta yaşlı, çoluğu çocuğu evlendirip çıkarmış, kocası emekli olup kahveden çıkmayan teyzeler “Şu kahveler kapansa da beraber yemek yesek.” diyorlardı. Eh, böyle kötü bir sebepten de olsa kahveler kapandı. Amcalar, anneler, babalar ve çocuklar evdeler.

            Birlikte olmanın keyfini çıkarabiliriz. Teyze ile amca kahvaltı başında eski günleri hatırlayıp birbirine takılabilirler. Kahveye geç kalma derdi olmaksızın kahvaltıyı uzattıkça uzatabilirler. Tabi bu anne, baba, çocuk için de geçerli. Gel gör ki, durumun öyle olmadığı anlaşıldı. Amcalar hava azıcık ısınınca kahveler olmadığından banklardaki yerlerini aldılar. Belediyelerin anonsla yahut bankları sökerek insanları evlerine dönmeye davet ettiklerini gördük. Meğerse, rutini elimizden alınınca hayatımızdan geriye bir şey kalmıyormuş. Yani annenin, babanın işten, çocuğun okuldan şikayeti boşunaymış. Teyze amcanın kahveye gitmesinden, amca da evden kaçmaktan ziyadesiyle mutluymuş.

            Bence bu feci durum geçtikten, hastalık belası savuşturulduktan sonra şapkayı önümüze koyup düşünmekte fayda var. Ne ara kendi hayatımızın bu denli yabancısı olmuşuz? Evimizde, işsiz, alışverişsiz, kahvesiz, avm’siz kalınca sudan çıkmış balığa dönmüşüz. Hey gidi koca ömür dediğimiz şey yalnızca bunlardan mı ibaretmiş? Neden geçiremiyoruz günümüzü evde, neden dolduramıyoruz hayatımızı? En az virüs kadar vahim bir durum var ortada: Üç beş günü veya bir ay’ı ayırıp eve kapatabileceğimiz bir “kendimiz” bile yokmuş, ne acı!

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket

Kırşehir Express Gazetesi
© Copyright 2013 Kırşehir Express Gazetesi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Şiddet
Asayiş Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol
Kırşehirspor
SİYASET
Siyasi Açıklamalar
MHP Haberleri
CHP Haberleri
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Eğitim Haberleri
Milli Eğitim
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi